Gadilath Efsanesi
Gadilath
Gamlıruhlar Çukuru'nun ilâhi bezginliği üzerine çöken Gadilath, tir'nan iblisinin karşısına dikilmesiyle yüzü iğrenç bir çarpılma yaşadı. Ağzından dökülen ateşten salyaların yere düşmesiyle çıkan ince ses bütün çukurun duvarlarını yalayarak yankı yaparken istifini bozmadan ilk hamleyi iblisin yapmasını bekledi. Ve işte ilk hamle geldiğinde yerinden fırlayan savaşçı, çift ağızlı baltasını savura savura bir rüzgâr dalgası çıkardı. Rüzgârın şiddeti kaba bir uğultu hâlini aldığında daha ne olduğunu bile anlamayan iblisin bedeni ikiye bölünüp yere düştü ve külleri boşlukta savrularak yok oldu. Güçlü bir rüzgâr büyüsüyle kutsanan baltanın her bir yanına işlenmiş kadim rünler parıl parıl parlarken Gadilath yüzüne haşin bir tebessüm yerleştirdi. "Oir Molac! A liavi mai Karakh!"
"Oir Molac! Karakh'ın ışığını üzerimde parlat!
İlâhi Nâralar ve Eskilerin Nefesi
Bol Kach'ın kutsal kitabında yazanlara göz gezdiren rahip, savaşçının kendisini süzdüğünü görünce kitabı sakince kapattı ve konuşmak için ağzını açtığında lafa ilk önce Gadilath başladı: "Bana vaadettiğin efsunu öğret. Karşılığını fazlasıyla alacaksın."
"Alacağım tek şey kellemin kendisiyken mi?" diye yavaşça konuşan rahip gözlerini hiç korkusu yokmuş gibi savaşçının haşin bakan gözlerine kilitledi.
"Beni gözlerinle efsunlayamazsın rahip."
"Bunu zaten biliyorum. Sadece beni nasıl öldüreceksin onu öğrenmeye çalışıyorum." diyerek gözleri tavandan gelen ince ışık huzmesine daldı ve sözlerini sürdürdüğü sırada ağzından çıkan sesler iki paslı demirin birbirine sürmesi gibiydi.
"İlâhi Nâralar'ın şakası yoktur. Hepsi de tanrıların ağzından çıkan ilk kelimelerin yansımalarından meydana gelir ve gücü yadsınamaz. Yanlış ağızlarda bulunursa oracıkta geberirsin. İşin aslı bu kişiye belâyı veren tanrıların kendisi değildir. Ettiği kelâmın gücüdür. Onu lânetleyen şey işte budur..." Kısa bir süre durduktan sonra usulca ayağa kalktı ve savaşçının oturduğu taş sedire yaklaştı. Ellerini yüzüne yaklaştırdı ve kirli parmaklarıyla ağzını açarak Gadilath'ın ıslak dilini yakaladı. Cebinden çıkardığı birbirine kenetlenmiş sekiz mührü kendi dudaklarına yakınlaştırdı ve esrik bir hâlde birkaç söz mırıldandıktan sonra diliyle onları yaladı. Bir anda mühürler harlı bir ateş korunun içine atılmış gibi kıpkırmızı kesildi. Ve o anda savaşçının diline mührü bastıktan sonra Gadilath acı içinde oturduğu taş sedirden fırlayıp bilinçsizce baltasını sallayarak çılgınca bir kendini kaybediş hâline büründü. Bayılır gibi oldu ama bayılmadı. Bu esrik hâl geçip gittiğinde odanın içine baktı ve gördüğü şey, rahibin sekiz parçaya bölünmüş cesedi oldu.
Yorumlar
Yorum Gönder