Kayıtlar

Şubat, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
 Karanlığa gömülmüş salonun ortasında, büyükçe duran yarı parçalanmış bir tahtın üzerinde hareketsizce duruyordu. Ağır ağır alıp verdiği nefesi, yanmış kolonlara çarparak tavana doğru uğultular hâlinde yükseliyordu. Kanlara bulanmış olan Yetki Tâcı, ayaklarının ucunda bir katliam mümessili gibi ona bakmaktaydı. Zira o taç hem katilin kendisi hemde değildi. Zihin bulanıklığı içinde ve kırılan parmak kemiklerinin acısıyla teri alnından uzunca bir yol çizerek, yerde pıhtılaşmış olan kanın üzerine düştü. Yavaş yavaş yerinden doğruldu ve kalktığında belinden gelen çıtırtılar yeni kırıkların habercisiydi. Zar zor da olsa ilk adımını tahtın eşiğinden attı. Attığı her adımda beynine bir bıçak gibi saplanan ağrı yüzünden gözlerini acıyla kapatmak zorunda kalıyor lâkin yürümeye devam ediyordu. Salonun yıkılan duvarları arasından esen sert rüzgâr, kırık kemikleri üzerinde dans ediyor ve onun daha fazla acı çekmesini sağlıyordu. Tavanda asılı olan yaldızlı iki uzun flamanın ucundan akan kan et...

Greivon

Usta Kütüphaneci Greivon'un hikâyesi... Eski zamanlarda insanlar her zaman okurdu çünkü yazılan her şeyin bir değeri vardı. Rashath denilen bölgesel teşkilatlarda görev alan Başkütüphaneciler -kendi aralarında birbirlerine Kethhuda derlerdi- görevleri gereği insanlarla birlikte çeşitli festivallerde buluşur ve Saîfelmerâs denen bir tür ibâdet gerçekleştirirlerdi. Yılda bir kez olan bu genel ibâdette herkes Başkitap diye bilinen ve yeryüzünde yazılan ilk kitap olduğu varsayılan Pahârg'ın bir kopyasını okurdu. Kitabın orijinal yazımı ise kayıp olduğundan ötürü sadece dilden dile aktarılmış ve çok sonraları yazıya geçirilmişti. Kimin yazdığı ise muammadan öteye geçmeyen bir durumdu. Çoğu bilge Kethhudalara göre kitap kendisini var etmişti. Hiçbir insan eli onu yazmamıştı. Pahârgmeion dinî işte böyle çıkmıştı ortaya. Tüm kütüphanecilerin mensubu olduğu yegâne tarikat ve din. Halkın ağzında onlar kitaba tapanlardı. İlkyazılmış'a.  Buruk yürekli ozanlar telli çalgılarıyla bütün m...

Gezgin Tomarı Yazmaları I

 "Tekinsiz ve tarifi olmayan bir dehşet sarmalına yakalanmış yerlerden biriydi burası. Ağaçların kendi aralarında ki dostane olmayan fısıltıları, zorla nefes alıp veren yaşlı ve hasta bir adamın ciğerlerinden gelen sesle aynıydı. Kalın korkunç dalları devâsa bir yarasanın pençeleri gibiydi ve gökyüzündeki Ay'ı tutmak için akla gelmez bir çaba içerisindeydi sanki. Çıplak tepelerin üzerine üşüşen gölgevâri karaltılar az çok seçiliyordu. Ormanın hemen doğusuna düşen o tekinsiz tepelerin altında yatan her neyse işte şimdi yeniden ortaya çıkmaya can atar vaziyetteydi. Sanrılar Tanrısı Hotanesh'in mezarının olduğu sanılan tepe ise hemen göze seçilen bir noktadaydı. Ayın şavkının düştüğü ince dar bir yol vardı ki tepenin ardındaki mağaralara gidiyordu. Sınırın ötesinde ki bu topraklarda kimse yaşamıyordu ama görünen o ki zaten yaşamaya elverişli bir yapısı da yoktu. Ruhu çekilmiş bir ormanın kenarında kim otururdu ki zaten. Hele o tepelerin üzerinde ayaksız izsiz gezinen garip gö...

Kozmik Renkler Üzerine

"İhtiyar sakalını kaşıdı. "Düşünmem lazım." diyerek bulunduğu köşeden adeta sürünerek uzaklaştı. Çakalkuyruğu ve Yogothi Ağaçları üzerine bir yazı yazmak için evime dönmüştüm. Yukarıdaki bir tabloya gözüm takıldığında elime huzursuzluk veren kalemi bıraktım. Masamın üzerinde duran küçük heykelcik, dizimin sallanması yüzünden yere düşüp parçalandı. Gözümü tablodan ayıramıyordum. Bütün bu renklerin karmaşasına kendimi kaptırmıştım. Bir an da bütün bilincim altüst oldu. Bu tablonun renklerini daha önce hiç görmemiştim. Tamamen farklı ve yer yer dehşete düştüğüm bu görüntüyü bir hayal sandım ama değildi. Daha önce dikkat etmemiştim. Neden dikkat edemediğimi hatırlayamadım. Zaten hatırlamaya da zamanım kalmamıştı çünkü kendimi daha önce hiç görmediğim renklere bakarken buldum. Yavaşça doğrulamama rağmen yüzümde oluşan dehşeti durduramadım ve istemsizce tabloya elimi uzattım. Bilincim bu alışılmışlığın dışında kendini adeta kilitledi ve düşünmek kavramını unutuverdim. Olduğum ...

Mezar Sâkinleri

"Ölüler balo yapmazmış deyip dursunlar. Peh! Kim umursar ki dirileri. Onların dünyasıyla bizim dünyamız farklıdır benim ölü dostlarım. Biz nefese muhtaç olmayanlarız ya da ekmeğe ya da suya. Korku denen duygu tecavüzcüsünün ise bizim ölü dünyamızda yeri yok. Sâhi neydi bizi yaşamlarımızda bu kadar rahatsız eden şey? Ah evet evet hatırlıyorum. Ölüm korkusuydu. Bir daha gülüp eğlenemeyeceğimiz yahut sevdiklerimizle vakit geçiremeyeğimizdi yüreklerimizi kurt gibi kemiren. Ama gelin görün ki bizler istediğimiz gibi yaşıyoruz. İstediğimiz ülkelere gidip dilediğimiz toprağı çiğneyebiliyoruz. Sevdiklerimizin yahut nefret ettiklerimizin rüyalarına girip onları manipüle edebiliyoruz. Söyleyin benim canım ölü dostlarım asıl özgürlük ve asıl hayat bu değil midir? Aramızda bazı ölü rahiplerde var. Mesela şurda yatan Aziz Pie'ye bakın. Ne kadar da vakur bir ölü halbuki geçmiş yaşamında bu kadar da göz önünde değildi ve sabahtan akşama kadar sorumlu olduğu kilisenin önünden gelip geçenler ...